Evde Tesettür Nasıl Olmalı

Evde Tesettür Nasıl OlmalıEvde Tesettür Nasıl Olmalı

İslamiyet’e göre kadın dinen belirlenen mahrem erkeklerin olmadığı kendi evinde kolları, başı açık bir şekilde bulunabilir. Fakat tek başına dahi olsa örtüsüne dikkat etmesi takvada daha güzel bir davranıştır. Evinde kolları, başı ve dizden aşağısı açık olması dinen bir sakıncası olmasa bile meleklerin her yerde bizimle beraber olduğunu bilmemiz bizleri daha dikkatli davranmaya sevkeder.

Fakat evde başkaları yokken eşinin açık bir şekilde gezmesini istiyorsa onun isteği doğrultusunda hareket etmesi daha uygundur.

İbn. Ömer (ra) rivayet ettiği bir hadiste Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
"Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Çıplaklıktan sakının! Zîra sizin yanınızda sadece helâya girdiğiniz zaman ve erkek hanımına sokulunca ayrılan melekler var. Onlardan utanın ve onlara karşı saygılı olun." Tirmizî, Edeb 42, (2801)

Tek başına bir kadının evde açık bulunması her ne kadar dinen caiz olsa da edeb açısından kapanması daha güzel ve takvaya daha uygun görülmüştür. Bu mevzunun daha iyi analışması için Bediuazzaman hazretlerinin bir konuya verdiği cevabı aktarıyoruz.

SUAL: Herşeyi bilen ve gören ve hiçbir şey Ondan gizlenemeyen Allâmü'l-Guyûba karşı edep nasıl olur?
Sebeb-i hacâlet olan hâletler Ondan gizlenemez. Edebin bir nev'i tesettürdür, mucib-i istikrah hâlâtı setretmektir. Allâmü'l-Guyûba karşı tesettür olamaz.

Elcevap: Evvelâ, Sâni-i Zülcelâl nasıl ki kemâl-i ehemmiyetle san'atını güzel göstermek istiyor ve müstekreh şeyleri perdeler altına alıyor ve nimetlerine, o nimetleri süslendirmek cihetiyle nazar-ı dikkati celb ediyor. Öyle de, mahlûkatını ve ibâdını sair zîşuurlara güzel göstermek istiyor. Çirkin vaziyetlerde görünmeleri, Cemîl ve Müzeyyin ve Lâtîf ve Hakîm gibi isimlerine karşı bir nevi isyan ve hilâf-ı edep oluyor.
İşte, Sünnet-i Seniyyedeki edep, o Sâni-i Zülcelâlin esmâlarının hudutları içinde bir mahz-ı edep vaziyetini takınmaktır.

Saniyen: Nasıl ki bir tabip, doktorluk noktasında, bir nâmahremin en nâmahrem uzvuna bakar ve zaruret olduğu vakit ona gösterilir, hilâf-ı edep denilmez. Belki, edeb-i tıp öyle iktiza eder denilir. Fakat o tabip, recüliyet ünvanıyla yahut vâiz ismiyle yahut hoca sıfatıyla o nâmahremlere bakamaz, ona gösterilmesini edep fetvâ veremez.
Ve o cihette ona göstermek hayâsızlıktır. Öyle de, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsı var; herbir ismin ayrı bir cilvesi var.
Meselâ, Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusûrâtın bulunmasını iktiza ettikleri gibi, Cemîl ismi de çirkinliği görmek istemez. Lâtîf, Kerîm, Hakîm, Rahîm gibi esmâ-i cemâliye ve kemâliye, mevcudatın güzel bir surette ve mümkün vaziyetlerin en iyisinde bulunmalarını iktiza ederler. Ve o esmâ-i cemâliye ve kemâliye ise, melâike ve ruhanî ve cin ve insin nazarında güzelliklerini, mevcudatın güzel vaziyetleriyle ve hüsn-ü edepleriyle göstermek isterler.