Ölüm Bir Yok Oluş Mudur?

Ölüm Bir Yok Oluş Mudur?Ölüm Bir Yok Oluş Mudur?

Ölüm bir yok oluş değildir. Tebdili mekan ve tahvili vücuttur. Yani mekanın ve vücudun değişmesidir.

Buradaki mekanın değişmesi dediğimizi dünya hayatının berzah ardından ahiret hayatına değişmesi şeklinde anladığımız gibi; vücudun değişmesi de bu alemlere uygun vücut elbisesinin insana giydirilmesidir.

Nasıl ki dünya hayatına gelmeden önce anne karnındaki hayat merhalesinde de bir hayatımız vardı. Fakat bu hayatın şartları  dünya hayatından farklı ise; anne rahminden dünya hayatına gelmemiz mekanın değişmesidir ve bir yok oluş değildir. Dünya hayatından diğer bir aleme gitmemizde yok oluş değildir.

Dünyada belli bir zaman süreci içerisinde yaşadığımız halde bedenimiz sürekli değişir. her 6 ayda bir vücudumuz yenilenmesine rağmen ruhumuz sabittir. ruhumuzun bu sabitliği aslında ölümün bir yokluk değil farklı bir aleme geçiş olduğunun ispatıdır.

Bu sebeple ölüm insanın ebedi olan, asıl gerçek olan ahiret yurduna bir geçiştir. Ölümle birlikte dünya ortamı ve bu ortamda bulunan bedenle ilişki kesilir. İnsanın bedeni ile ruhunun bağlantısı kesilip de, ruhu ahiretteki görüntülerle muhatap olmaya başlayınca yani insan ölünce, gözünün önündeki perde kalkar ve ölümün sandığı gibi bir yok oluş olmadığını anlar. Her gün uykudan uyanarak güne başladığı gibi, öldükten sonra da dirilerek ahiret hayatını yaşamaya başlar. "Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir." (Mümin Suresi, 68) ayetiyle haber verildiği gibi, insanların ahirete geçişi Allah'ın tek bir "Ol" demesiyle olur.

Bediuzzaman da ölümün bir yok olmak olmadığını şu ifadelerle ispatlıyor: “mevt, vazife-i hayattan bir terhistir, bir paydostur, bir tebdil-i mekândır, bir tahvil-i vücuttur, hayat-ı bâkiyeye bir davettir, bir mebdedir, bir hayat-ı bâkiyenin mukaddimesidir. Nasıl ki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdirledir. Öyle de, dünyadan gitmesi de bir halk ve takdirle, bir hikmet ve tedbirledir. Çünkü, en basit tabaka-i hayat olan hayat-ı nebâtiyenin mevti, hayattan daha muntazam bir eser-i san'at olduğunu gösteriyor. Zira, meyvelerin, çekirdeklerin, tohumların mevti tefessühle, çürümek ve dağılmakla göründüğü halde, gayet muntazam bir muamele-i kimyeviye ve mizanlı bir imtizâcât-ı unsuriye ve hikmetli bir teşekkülât-ı zerreviyeden ibaret olan bir yoğurmaktır ki, bu görünmeyen intizamlı ve hikmetli ölümü, sümbülün hayatıyla tezahür ediyor. Demek çekirdeğin mevti, sümbülün mebde-i hayatıdır; belki ayn-ı hayatı hükmünde olduğu için, şu ölüm dahi hayat kadar mahlûk ve muntazamdır.

Hem zîhayat meyvelerin yahut hayvanların mide-i insaniyede ölümleri, hayat-ı insaniyeye çıkmalarına menşe olduğundan, o mevt onların hayatından daha muntazam ve mahlûk denilir.